



|
Bilindiği gibi 2009 yılı Mart ayında Mahalli İdareler Seçimleri yapılacaktır. Belediye denilince 3Ç'nin (çöp, çamur ve çukur’un) akla geldiği 20. yüzyıl Türkiye'sinde yerel yönetimlerde 1989'da başlayıp 1994 yılında zirve yapan ve "hizmet devrimi" gerçekleştiren Milli Görüş Hareketi ülkenin mahalli idarelerdeki yönetim anlayışını değiştiren uygulamalara imza atmıştır.
Şimdi ise yeni bir yüzyıldayız. Zaman değişmiş hüküm ve ihtiyaç da değişmiştir. Önümüzdeki yerel seçimler daha iyi kaldırım, daha iyi yol yapan veya daha çok çöp toplayan belediyenin "başarılı" bulunduğu dönemlerin aşıldığı, yerel yönetimlerde yeni trend ve anlayışların egemen olduğu bir zamana isabet etmektedir.
Mahalli İdarelerde “Yönetişim” (Birlikte yönetme) ve “yerel kalkınma” “yerel demokrasi” gibi bir kısım kavramlar yeni dönemin en can alıcı vurguları olacaktır. Belediye başkanları ne kadar çok yol ve park yaptığı ile değil kentsel kalkınmayı ne oranda gerçekleştirdiği veya mesela yöresindeki işsiz insanlar için ne gibi yeni imkanlar açabildiği ile imtihan edilecektir.
Sağlık, Eğitim ve yerel güvenlik gibi bir kısım hizmetlerin yerel yönetimlere devredilmesinin konuşulduğu 21. yüzyıl Türkiye’sinde Belediye Başkanı artık tek adam olamaz. Belediye Meclis üyeleri ise adlarını yalnızca oy pusulasında okuduğumuz ama daha sonra esamelerini bile duymadığımız kişiler olamaz.
Yerel Yönetim hizmetlerinin alacağı yön ve şeklin doğrudan “hemşehrilerle” istişare edilerek belirleneceği bir yeni dönem başlamalıdır. Belediye Başkanı veya Meclisi herhangi bir önemli projeyi halkın temayüllerinin aksine ve hatta kimi zaman mahkeme kararlarının da hilafına olarak sürdürememeli. Bir bölgeye getirilecek hizmet ile ilgili o yöre halkının doğrudan görüşleri alınabilmelidir.
Bu çerçevede yapılması düşünülen önemli hizmetler mesela; yeni imar alanlarının biçimi ve içeriği ve büyük projelerle ilgili o şehirde yaşayan insanların önüne yeni bir referandum sandığı konulabilmelidir. Halkın seçtiklerini “geri çağırması” yani azil edebilmesinin mümkün hale geleceği yeni yönetim anlayışlarının konuşulduğu ülkemizde yerel demokrasinin genişlemesi için de gerekli yasal ve idari düzenlemeler yapılmalıdır.
Bu tekliflere örnek olması bakımından 4 kasım 2008 tarihinde yapılan ABD başkanlık seçimlerinin içerisinde Kaliforniya eyaletinde yapılan yerel referandumun içeriğini okuyucunun bilgisine sunmak isterim. Bu eyalette genel seçimle birlikte verilen 10 soruluk bir oy pusulasının konularını şöyle özetleyebiliriz; “Araba ile yaklaşık 6 saat süren Los Angeles ile San Francisco şehirleri arasında hızlı tren yapılması projesi. Yaklaşık 45 milyar dolara mal olacak projeye halk % 52 ile destek verdi. Karşı çıkanların bir kısmı maliyetin öngörülenden çok daha yüksek olacağı iddiasında idiler. Kaliforniya üniversitelerinin çocuk hastanelerinin renovasyon ve modernleştirilmesi için eyalet bütçesinden 960 milyon dolar ayrılması teklifi de % 55 ile kabul edildi. 18 yaşından küçüklerin veli rızası ile kürtaj yapmaları önerisi % 52 ile reddedilirken, uyuşturucu bağımlılarının hapishane yerine iyileşmelerinde harcanması için 460 milyon dolarlık ödenek ayrılması da % 60 gibi yüksek bir oranda reddedilmiş. Dikkat ederseniz maddelerin kabul ve ret ediliş oranları birbirinden hayli farklı oluyor. Diğer soru ise inanmakta zorlanacağınız bir soru; kümes hayvanları ile küçük ve büyükbaş hayvanlara yetiştirildikleri çiftlik ve kümeslerde kanatlarını ve ayaklarını tamamen açabilecekleri kadar bir yer temin edilmesi mecburiyeti getiren kanun teklifi de % 63 gibi bir oranla kabul edildi. Kanun 2015'ten itibaren uygulanacak.”(Kaynak-Zaman)
Artık bizimde yerel yönetimlerde doğrudan halka danışma yöntemlerini geliştirmemiz gerekmektedir. Türkiye’de “belediyecilik devrimi” gerçekleştiren Milli Görüş ve onun yegane temsilcisi Saadet Partisi kadroları önümüzdeki dönem seçimlerinde halka “yönetişim” “yerel kalkınma” “yerel demokrasi” örneği olacak projelerini de sunarak “yerel siyasette yeni dönemi” başlatacaklardır. Bundan kimse kuşku duymamalıdır. |