



|
Tayyip Erdoğan “Milli Görüş bir marka ise ben o markayı kullanmak istemiyorum” demişti. Bir yandan “Ben bir bölen olmam” söylemini kullanarak ihtilaf çıkartana karşı refleksi olan tabanı teskin etti diğer yandan ise TÜSİAD ve onların ululaşırı uzantıları ile pazarlık ederek bölünme sonrasında iktidara geldi. 28 Şubat sonrası oluşturulan korku tünellerinde Milli Görüş, Adil Düzen ve Erbakan gibi markalara yakın olmak tehlikeli(!) idi. AKP yönetimi de sahil-i selameti bu markalardan uzaklaşmakta buldu.
Geçen zamanda köprünün altından çok sular aktı. Devir değişti. “Zamanın ruhu” artık Milli Görüşçülerden yana. “Milli Görüş” tertemiz geçmişi olan 40 yıllık bir siyasi hareketin adı. AKP denemesi bir kez daha gösterdi ki; bu toprakların kökünden neşet etmeyen hiçbir çözüm bu coğrafyanın dertlerine çare değildir. O halde yeniden köklere dönmemiz lazım. Milli Görüş’e dönmemiz lazım.
Ülkemizin ve dünya’nın reel durumu değerlendirildiğinde Milli Görüş’ün yükselen bir değer olduğu açıktır. Seçim zamanlarında yaşadığımız hatıralar var; Halkımız Milli Görüş’e “çözüm merkezi” olarak bakmaktadır. Gelir dağılımındaki adaletsizliğin artarak devam ettiği, işgallerin insan haysiyetini zedelediği, ahlakın yok olmaya yüz tuttuğu günümüz dünyasında “maneviyatçı, antiemperyalist ve yerli bir siyasi hareket” olan Milli Görüş’e ve onun temsilcisi Saadet Partisine ihtiyaç var.
Yükselen değerler terazisinden bakarsak; Saadet Partisi’nin de her zamankinden daha fazla “Milli Görüş”e, “Adil Düzen”e ve bu davanın 1969’daki kurucusuna dayanmaya ihtiyacı vardır. AKP’nin son yaptığı kabine değişikliği Milli Görüş kökenlilerin hükümette daha fazla yer almasına yol açmıştır. Bu değişikliği sadece “SP korkusuna” bağlamak mümkün değildir. “Yükselen değerler Milli Görüş’ün ortaya koyduğu değerlerdir” dediğimize göre hükümetin bu refleksini bu değerlere atıf yaparak iktidarına payanda sağlamak olarak değerlendirebiliriz. Bu payanda “halkın oyu ve desteği” olduğuna göre Milli Görüş’ün değerlerinin halk nezdinde ümit haline geldiği de açıktır.
O halde Milli Görüş kavramına ve manasına sorunlu gibi bakmamak gerekmektedir. Bu değerin karakterini yok edecek revizyonlara tabi tutmak da bir anlamda intihar olabilir. Çünkü kurulu düzende tek farklı alternatif zaten Milli Görüş’ün kendisidir. “Saadet Partisinin en önemli karakteri ve varoluş nedeni ise bir Milli Görüş Partisi olmasıdır. Siyasi ve ideolojik felsefelerin oluşması, kavramlara dökülerek halka mal edilmesi yoğun emek ve uzun zamanla elde edilen bir başarıdır. Milli Görüş kavramının oluşması ve felsefesinin halka mal olması, pozitif bir kavram olarak algılanması ve Dünya Siyasi Literatürüne girmesi 40 yılı aşkın bir sürede başarılmıştır. Halkımız sürekli alternatif arayışında Milli Görüş düşüncesinin etkisiyle hareket eder hale gelmiştir. Milli Görüş adeta kendine tabi olan tabanın aynı zamanda temel itikadıyla örtüşen bir kavram haline gelmiştir.”
Bütün bunlar önemli meselelerdir. Bir önemli hadise daha vardır. O da “bir olmak”tır, “birlik olmak”tır. Meseleleri ifrat ve tefrit noktasında değil akl-ı selim ile değerlendirmek, “başkaları ne der” düşüncesinden çok “davamız ne istiyor” noktasından hareket etmek kazandıracak olan yoldur. Düşünmekten ve konuşmaktan korkmamak, yüzlere maske takmamak ve koltuk kavgası yapmadan davanın yükselmesini düşünmek en öncelikli ilkeler olursa nitelikli bir “atılım ve açılım” gerçekleştirilebilir. “Fitne zamanı bir ağaç kökü bulun ona sarılın” diyor Nebi A.S. Milli Görüş bir ağaç köküdür. İstikbal arıyorsak onun yolu köklere daha sıkı sarılmaktan geçiyor |