



|
Kürt meselesi hakkında şimdiye kadar en cesur ve kökü bu topraklara dayalı teşhisleri hep Milli Görüş hareketi dile getirdi. Bu hareket meselenin çözülmesi yolunda konuşulamayan önerleri ortaya koydu. Bu hareketin lideri kadar o bölge insanını “kardeşçe” sahiplenen başka kimse olmadı. Güneydoğu’lu ise bu sahiplenmeye olumlu karşılık verdi. Erbakan Hoca’nın kurduğu partileri hep bölgenin birincisi yaptı. Bu karşılıklı bağlanış bölgeyi Milli Görüş’ün oy deposu ve bölge insanını da bir yazarın ifadesi ile “Erbakan’ın Kürtleri” haline getirdi.
Erbakan Hoca’nın Bingöl konuşması bir anlamda manifestodur. Hem de zamanında söylenemeyecek bir şeyi cesaretle söylemiştir. Bingöl konuşmasından sonra aradan 20 yıla yakın zaman geçti. Türkiye Milli Görüş liderinin o konuşma ile ortaya koyduğu vizyona ancak şimdi gelebildi.
Erbakan Hoca bu konuşmasından dolayı yargılandı. Hüküm giydi. 2002 seçimlerine bu hükmün ortaya çıkardığı yasak neticesinde giremedi. Eğer girse ve seçilse idi “ömür boyu siyasi yasaklı” olmasına yol açacak yargılamalar devam edemeyecek ve belki de Türkiye’nin siyasi fotoğrafı Saadet Partisinden yana olacaktı.
1990’lı yılların başında TRT1’de yayınlanan ve Demirel, İnönü, Yılmaz, Türkeş ve Erbakan Hoca’nın birlikte çıktığı “açık oturum” programlarını hatırlayın. Ne zaman güneydoğu konuşulsa Erbakan Hoca devlet gücünü kullanan bazı kimselerin bölge halkına yaptığı eziyeti de anlatırdı. Hatta bir defasında neredeyse anlık haberle program sırasında askerin bir köyde tüm köy halkını meydana dizdiğini ve sorguladığını söylemişti ve zamanın Başbakanı Demirel’i “Devlet tahakküm eden, eziyet eden değil “garson devlet” olmalıdır” şeklinde uyarmıştı.
Şimdi başta Bingöl konuşması ve konuşma sonrasında uğranılan büyük mağduriyetleri ve dahî Milli Görüş hareketinin Kürt Meselesinin çözülmesi yolunda şimdiye kadar ortaya koyduğu “cesur açılımları” göz önüne getirip Erbakan Hoca’yı “sivil hakların cesur müdafii” diye selamlamak lazımdır.
Refah Partisinin 1993 yılı kongresinde yaptığı konuşmada Milli Görüş Lideri meselenin tek olmadığını belirterek bunları 1. Kürt Meselesi. 2. Güneydoğu Meselesi 3. Terör Meselesi olarak üçe ayırmıştı. Ona göre terörün üzerine en kuvvetli şekilde her türlü teçhizat ve yetiştirilmiş asker ile gidilecek ve dağlardan bunlar temizlenecektir.
Güneydoğu Meselesi ise bir kalkınma sorunu olarak görülmektedir. Uygulanacak ekonomik atılım programları ile güneydoğu ile batı arasındaki ekonomik eşitsizlik kaldırılacaktır. “Ağır Sanayi Hamlesi” sayesinde bölgeye yatırım yapanın kendilerinin ortak olduğu hükümetler olduğunu da bu arada ifade etmek gerekir.
Kürt Meselesi ise öncelikle “İslam kardeşliği” bakış açısından hareketle ve herkesin eşit olduğu kabulüyle çözülecektir. İnsanın doğuştan getirdiği hakların kullanılması konusunda devletin sınırlayıcı etkisi ancak doğuştan getirdiği hakkını kullanan insanın bir diğer insanın hak alanına tecavüzü ile sınırlı olmalıdır.
Milli Görüş’ün bu meseleye bakışı özetle bu idi. Bu hareketin bölgenin sorunlarının çözülmesinde gözettiği en önemli argümanlardan biri “İslam kardeşliği ve aynı ailenin çocukları olduğumuz gerçeği” idi. Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş da aynı konuya vurgu yapıyor. Meselenin öncelikle “Kürdün ve Türk’ün Rabbi Doğunun ve batının sahibi Yüce Allah’ın eşit kulları” şeklinde bir eşitlikçi ve maneviyatçı paradigma ile ele alınması gerektiğini söylüyor.
AKP Hükümetinin ortaya koyduğu “Kürt açılımı”nın içeriğini ise şimdilik bilmiyoruz. Ama sorunun çözülmesi yolunda atılmış en kapsamlı adım olacaktır diye beklentimiz var. Bununla birlikte bu çalışmanın sunulma tarzında ve yol haritasında bazı eksiklikler olduğu kanaatindeyim. Öncelikle çözüm reçetesinin “Kürt Açılımı” adı altında sunulması ve dağdaki PKK’lıların lider kadrosu ile irtibata geçilerek konuşulacağı intibaı verilmesi yanlış olmuştur. Her ne kadar Hükümetin son cümlemizdeki gibi bir yaklaşımı olmadı ise de hareket tarzları böyle bir algılamayı doğurmuştur. Yanlış cümlelerde ve marjinal insanlarla yapılan başlangıç toplumun bir kısmında tepki doğurmuş ve bu meselenin çözülmesi yolunda onları muhalefete itmiştir.
Şimdi bu algılamanın ortadan kalması için açılımın adı kısaca “Demokratik Açılım” olarak değiştirilmiş ve İmralı’nın muhatap alınmayacağı kesin bir şekilde ortaya konulmuştur. Son MGK toplantısında “demokratik açılım çalışmalarının devamının tavsiye edilmesi” de önemlidir. Devletin bütün organları ile bu meseleyi çözme azmini ortaya koyması takdir edilecek bir durumdur.
Bütün bunlarla birlikte hükümetin ortaya koyduğu açılım çalışmalarında bizim “aynı ümmetin çocukları olduğumuz” yolundaki maneviyatçı anlayışın eksik olduğunu görüyoruz. Bizi birbirimize bağlayan şey “İslam kardeşliğidir”. Hareket noktamız burası olmaz ve İslam’ın birleştirici çimentosu aramızda yeniden tesis edilmez ise açılımın sonuçları başka türlü kullanılmaya müsaittir. En azından PKK’nın Hakkari’de polisi taşlayan çocuğa “bu açılım bizim başarımız” şeklinde yapacağı propagandayı etkisiz kılacak şekilde tüm ülkede maneviyatçı bir dalga yayılması gerekmektedir. Ensar-Muhacir kardeşliği gibi kardeşlik havası estirilmelidir. Mübarek Ramazan’ın serinletici iklimi buna müsaittir. |