



|
Rivayet o ki; Turgut Özal’ın başbakan olduğu yıllarda Milli Eğitim politikalarının belirlenmesi bakımından Japonya’dan bir heyet davet edilir. Bu heyet Türk Milli Eğitiminin nasıl olması gerektiği hakkında bir rapor hazırlayacaktır. Bir ay boyunca memleketin değişik bölgelerini gezerler. Notlar alılar. Muhakkak ki okullara ve müfredata da bakarlar ve en sonunda Ankara’da bizim Milli Eğitim Bakanlığı yetkililerimizle bir toplantıda buluşurlar.
Önce bizimkiler sorarlar : “Ülkenizde çocukları nasıl eğitmeye başlıyorsunuz?”,
Japon Heyetinden biri anlatmaya başlar:
“Biz ilkokula başlayacak çocuklarımızı önce 2. Cihan Harbinde atom bombası ile mahvolan Hiroşima ve Nagazaki’ye götürürüz. Yıkılan ve yok olan şehirlerimizi ve onların hikâyelerini anlatan müzeleri gezdiririz. Daha sonra ise alırız onları en son teknolojiyi ürettiğimiz fabrikaları gezdiririz. Teknolojik üstünlüğümüzü böylece gösterdikten sonra onlara şöyle deriz: “Eğer siz bugün bizim ulaştığımız medeniyet ve teknolojiyi geçmez iseniz sonunuz Hiroşima ve Nagazaki gibi olur” . Çocuklarımızı işte bu motivasyonla ilkokul eğitimine başlatırız”
Bizimkilerden biri atılır ve hayıflanarak: “Keşke bizim de sizin gibi bir Hiroşima’mız olsa idi” der.
Bunun üzerine Japon Heyetin sözcüsü “Var. Hem de bizimkinden belki 15 kat daha tesirlisi” Bizim heyette merak artmıştır. Sorarlar: “Dediğiniz yer neresidir” Cevap şudur: “Çanakkale. Siz Çanakkale’yi çocuklarınıza iyi öğretin. Eğitimde motivasyon için bu onlara yeter”
İLACIMIZ ÇANAKKALE
Çanakkale’yi düşünün. 1915’te İstanbul’u savunmak için ırkları ve dilleri farklı dünyanın değişik bölgelerinden ama aynı inancın müntesibi insanlar toplandılar. O gün Çanakkale’yi savunmak Diyarbakır’ı savunmaktı. Saraybosna’yı, Bakü’yü, Şam’ı savunmaktı. Kudüs’ün savunması o gün Gelibolu’dan geçiyordu.
Savunanlar; o büyük kahramanlar ırkları, renkleri ve dilleri farklı da olsa tek bir millettiler.
Bizi önce kelimelerle yıktılar. Silahla değil kâğıtla mağlup ettiler. Biz millet kavramının anlamını yitirdik mesela. 1. Dünya Savaşının galiplerinin İslam Coğrafyasına çizdiği sınırlar içerisinde “ulus devletler” var ettik. O sınırlar içerisindekiler bizim milletimizden diğerleri ise başka milletlerdendi artık. Kavramları kendi ideolojik dürtülerimizle biçimlendirdik. Arab’ı, Kürd’ü, Türk’e düşman saydık. Biz ne ettikse kendi ellerimizle inşa ettik.
Şimdi biz oturacağız. Bir tek millet olduğumuzu çocuklarımıza yeniden öğreteceğiz. Diyeceğiz ki: “Müslümanlar tek bir millettirler ve sınırlar ancak zalimler içindir”
Hükümet IMF’ye ve diğer kreditörlere ödediği faizin hiç olmazsa bir kısmından fedakârlık etmeli. Biraz çalışmalı. Çanakkale Bütçesi hazırlamalı. Hakkari’den Edirne’ye bütün çocuklarımızı ve hatta yetişkinlerimizi bir tek millet olduğumuz şuurunu anlatmak için Çanakkale’ye taşımalıyız.
Mucizeleri “hurafe” diye bizden kaçıran çağın yobazlarına inat Gelibolu’yu gezen her ferde şehit düşerken ayağa kalkan ve “Niçin zahmet buyurdunuz Ya Resulullah” diyen Yarbay Hasan’ı anlatacağız. Saçı kınalı askerlerimizi, can kafesten uçtuğu halde tüfeğini bırakmayan kahramanlarımız anlatacağız. Üsküp’den Diyarbakır’a, Yemen’den Siirt’e, Antalya’dan Kars’a coğrafyamızın her yerinden şehit mezarlarını göstermeliyiz. Kanımızı kanımıza karıştırarak derya olmuş siperleri göstermeliyiz. Çanakkale’de niçin birlikte öldüysek işte o mana ile yine birlikte yaşamamız gerektiğini öğretmeliyiz. Bunu sadece Kürd’e değil belki önce Türk’e öğretmeliyiz. Bunu önce köylüye değil belki önce şehirliye öğretmeliyiz. Bunu kasaba’nın parti temsilcisine değil o partinin genel başkanına öğretmeliyiz.
Sonra devlet şefkat elini değdirmeli her yere. İdeolojik saplantılardan kurtulup bir tek millet olduğumuz gerçeğinde hareket etmeli artık.
Peki bunu kim yapacak yahu?
Millet kavramının gerçek manasını kavrayamamış olanlar bunu başarabilirler mi? Elbette hayır. Ben iddia ediyorum. Bunu ancak Milli Görüşçüler başarabilir. Çünkü tek bir millet olduğumuzu en yalın haliyle bilen ve savunanlar sadece Milli Görüşçülerdir. Millet’in ne demek olduğunu onlar biliyor ve yaşıyor çünkü.
Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı bundan 5-6 yıl önce bir TV programında Fatih’in İstanbul’u fethinden sonraki olayları anlatıyordu.
Millet kavramının Fatih’te “aynı inancın mensupları” şeklinde anlam bulduğunu belirtiyor ve mesela Rum Patriğine “Etnark(millet başı)” sıfatının bizzat Fatih tarafından verildiğini belirttikten sonra şunları söylüyordu: “Bizde herkes millet kelimesini kullanır. Manasını “ulus” zanneder kullanır. Bir tek Refah Partisi bunu gerçek manasında kullandı. Onlar millet mefhumunun din mensubiyeti ile aynı manaya geldiğini biliyorlardı”
Şimdi Kürt meselesinin çözümünü tartışıyoruz. Hükümet; terör meselesini, kalkınma ve temel haklar meselesini birbirine karıştırmış durumda. Bu zaviyeden bakılarak hareket edilmeye devam edilirse bu açılımdan zarardan başka bir şey çıkmayacaktır. Meselenin çözümünde hareket noktasını (Millet ve Çanakkale ruhu) iyi tespit edemez isek çözüm değil çözümsüzlük üretiriz. Burada durduğumuz yer çok önemli. Misyonumuz ve hedefimiz çok önemli. Milimetrik hesaplar yapılmalı. Çünkü bir milimetre sapan uzay aracı Ay’a değil Merih’e gidebilir. Dikkatli olmak lazım. 30.08.2009 |